Kulak Burun Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi

EN AR
Mesajınız için teşekkür ederiz. En kısa sürede size dönüş yapacağız.
Herhangi bir dilek, öneri veya şikayet için lütfen bizimle iletişime geçin.

Kulak Burun Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi

Kulak ve burun anatomisinde yaşanan her problem, yaşamsal önemi yüksek tüm organlarımızın sağlıklı çalışmasını engeller. Hastanemiz Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları bölümü, başta deviasyon olmak üzere tüm solunum yolu hastalıklarının teşhis ve tedavisinde hizmet vermeye devam etmektedir. 

Ünitemizde; poliklinik hizmetleri yanında kulak burun boğaz muayeneleri, baş ve boynun cerrahi tedavileri, kozmetik yüz ameliyatları, işitme ve denge bozukluklarının tedavisi, hava ve sindirim yollarının endoskopik tetkikleri, üst solunum yolları ve alerjik hastalıklarının tedavisi, sinüzit tedavisi, ses bozukluklarının tedavisi başarıyla gerçekleştiriliyor. 

Yapılan tedaviler;

  • Baş ve boyun cerrahisi
  • Endoskopik sinüs cerrahisi
  • Kulak cerrahisi
  • Pediatrik KBB
  • Rinoplasti
  • Vertigo tedavisi

Burun Estetiği (Rinoplasti)

Burun estetiği ameliyatları sadece güzel bir burun için yapılmıyor. Güzel bir görünüm sağlayan bu ameliyatlar aynı zamanda nefes alıp verme ile ilgili sorunların çözümünde de önemli rol oynuyor. Burundaki işlev ve şekil bozuklukları, kişinin sağlığını ve psikolojisini etkilediği için yaşam kalitesini düşürüyor. Sağlığı yerine getirebilmek için tabi ki nefes alabilen, fonksiyonlarını yerine getirebilen, psikolojik olumsuz etkiyi oluşmasını engellemek içinde estetik açıdan uygun ve bariz şekilde belli olmayan bir burun olması kaçınılmaz oluyor.

Burun estetiğim başarılı bir ameliyat oldu mu?

Bu sorunun cevabı öncelikle mutlu olduğunuz bir görünümüne sahip olduğunuzu düşünmektir. Başarılı bir burun yüzüne uyumlu ve ameliyat olduğu belli olmayan, doğal görünümde olan ve fonksiyonlarını tamamen yapabilen bir burundur. Başarı için kesinlikle tek başına buruna odaklanılmamalı bütün yüze bakılarak karar verilmelidir.

Burun ameliyatı kaç yaşından sonra yapılabilir?

Rinoplasti için önemli bir konudur. Fiziksel, sosyal ve emosyonel gelişimin tamamlanmasını beklemek gereklidir. Kızlarda 16–17 yaşlarda, erkeklerde 17–18 yaşlarından önce yapılması istisnai durumlar dışında uygun değildir.

Kapalı mı? Açık mı?

Rinoplasti ameliyatı bir kısmı burun deliklerinin içine yapılan kesilerle yapılır. Buna “kapalı rinoplasti” tekniği denir. Daha karmaşık vakaların onarımında görüş ve hareket genişliği sağlamak amacı ile burun deliklerini birbirinden ayıran ve kolumella adı verilen bölge derisine kesi ile uygulanan tekniğe “açık rinoplasti” tekniği adı verilir. Bu kesi izi 6 ay sonra tamamen görünmez hale gelmektedir. Hangi tekniğin kullanılacağı hekim ve siz arasında istişare edilerek karara bağlanabilir. Her iki tekniğinde kendine özel üstünlükleri vardır.

Burun ameliyatı kimlere yapabilir?

Bu sorunun doğru cevabı, burun ameliyatını burun konusunda kendini geliştirmiş, tecrübeli bir hekimin yapmasıdır. Hangi hekim yaparsa yapsın hem estetik hem fonksiyonel olarak bütünüyle iyileşme ve düzeltme yapmalıdır.

Rinoplasti başarısı için ek uygulama gerekli mi?

Burunu tek başına değerlendirmek kesinlikle yanlıştır. Burunun bulunduğu yüz yapılarını burun ile birlikte değerlendirerek ideal yüze ulaşmak hem hastayı hem de hekimi daha mutlu etmektedir. Bundan dolayı rinoplasti görüşmesi sırasında hastanın ihtiyaç duyabileceği çene estetiği (mentoplasti), dudak kalınlaştırma veya yanaklarda yapılacak dolgu işlemler gibi ek operasyonlar konusunda bilgilendirme yapılması ve bunların resimler üzerinde burunla birlikte düzeltilerek gösterilmesi uygundur. Yani kısacası; burnumuz yüzümüzün merkezinde ve dikkat çeken bir organ. Bir organ olduğu ve bu kadar görünen bir bölgede bulunduğu içinde biz kulak burun boğaz doktorlarının sizleri mutlu etmek için estetik açıdan hem kendi içinde hem yüzün diğer bölgelerinde orantılı ve uyum içinde, fonksiyonel açıdan ise koku, filtreleme, nemlendirme ve nefes alma özelliklerinde başarıya varmak zorundayız.

Timpanoplasti

Kulak zarındaki delik ve orta kulak kemikcikleri, çekiç,örs ve üzengide ortaya çıkan  harabiyetlerin giderilmesi için yapılan ameliyatlara TİMPANOPLASTİ  adı verilmektedir.  Timpanoplasti ameliyatının 1. amacı orta  kulaktakienfeksiyonun ortadan kaldırılması 2. amacı ise işitmenin olabilecek en iyi duruma getirilmesidir.

Timpanoplasti yapılışı açısından ikiye ayrılır. 1. si delik olan kulak zarının yenilenmesi için yapılan işlemlere Mirengoplasti adı verilir. 2.si orta kulak kemiçciklerinde yani çekiç örs ve üzengide oluşmuş hasarların giderilmesi işlemlerine ise ÖSİKÜLOPLASTİ  adı verilir.

Orta kulak ile burun boşluğu arasında yerleşik olarak bulunan östaki borusu orta kulağın havalanmasını sağlayan tek açıklıktır. Bu açıklığın gerek alerji gerekse  östaki borusunun burun arkasındaki açıklığının hemen altına yerleşik, halk arasında geniz eti, tıbbi olarak adenoid –vejetasyon  dediğimiz lenfoid dokunun enfekte olarak büyümesi ve östaki borusunun ağzını tıkaması sonucunda orta kulaktaki basınç negative dönerek orta kulakta sıvı toplanmasına neden olur.  Orta kulakta sıvı toplandığında  burada bulunan  kemikciklerinin hareketlerini engelleyerek işitmede yaklaşık 30-35 dB lik bir işitme kaybı oluşturur. Bunun tedavisinde orta kulağın havalanmasını sağlamak için  kulak zarına Gromet dediğimiz havalandırma tüpünün takılması ve östaki ağzını kapatan lenfoid dokunun , Adenoid-Vejetasyonun, çıkarılması gerekir.

Orta kulaktaki sıvının enfekte olması sonucunda kulak zarında delik oluşur gerekli tedavi uygulanmaz ise kulak zarındaki delik kalıcı olur ve buna bağlı olarakta kişide belirli derecede işitme kaybı ortaya çıkar.

Orta kulaktaki enfeksiyonun devam etmesi sonucunda çekiç, örs ve üzengi kemiklerinde hasarlar ortaya çıkmaya başlar. En sık görülen hasar örs kemiğinin kolunun yenmesiyle üzengi ile bağlantısı kesilir ve ses iletiminde bozukluk ortaya çıkar bu oluşan hasar tüm hasarların yaklaşık %45-50 sini oluşturur. İkinci sırada  örs ve üzengi kemiğinin üst yapısının hasar görmesidir. Buda hasarların %16 sını oluşturmaktadır. Tüm kemikciklerin hasar görme oranı ise %11 dir.

Kulak zarının delinmesi sonrasında ortaya çıkan işitmekaybının giderilmesi ve yeni bir kulak zarı  yapılması için uzun yıllar araştırma yapılmış  bunun için kağıt, bez, domuz safra cidarı, beyin zarı, kulak arkası derisi kullanılmıştır. 1960 lı yıllardan bu yana kulak arkasına yerleşik temporal kasın üzerindeki zar (Fasya)  ve son 20 yıldır ise gerek kulak önündeki kıkırdak gerekse kulak kepçesinden alınan kıkırdaklar çeşitli şekillerde uygulanarak  temporal faysa ile birlikte başarılı şekilde kullanılmaktadırlar. Mirengoplasti dediğimiz bu yönmtemlerde kulak zarının yenilenmesinde başarı %85-95 arasındadır. Timpanoplasti ameliyatlarının bu başarısında ameliyatlarda kullanılan mikroskopların yeri yadsınılamayacak kadar önemlidir.

Orta kulaktaki kemikciklerde ortaya çıkan hasarların giderilmesinde ve işitmenin düzeltilmesinde kişinin kendi kemikciklerinden kalan kalıntılar şekillendirilerek, başka birinin kulağından alınıp belirli işlemlerden geçirildikten sonra kullanılan kemikcikler ve bir çok yapay materyal başarılı şekilde kullanılmaktadırlar.

İşitme kayıplarının giderilmesinde yapılan bu ameliyatlar yanında bazı teknolojik aletlerdende yararlanılmaktadır. Bunun en bilinen örneği işitme cihazlarıdır. Hafif işitme kayıplarında kanal içi cihazlar daha yüksek işitme kayıplarında kulak arkası cihazlarla işitmeler sağlanabilmektedir. 

Zeka geriliği ve yanında işitme bozukluğu olanlarda kulak arkası kemiğe ameliyatla monte edilen kemiğe monte işitme cihazlarından faydalanabilmektedirler.

Yeni doğanlarda değişik nedenlerle görülen  total işitme kayıplarında  ve sonradan ileri derecede işitme kaybı gelişen erişkinlerde kullanılabilen Biyonik kulak, Koklear implantlarıda burada saymak gerekir.

 

İşitme kayıplarının giderilmesinde orta kulak kemikcikleri üzerine ve üzengi kemiğinin yerleştiği orta kulak ile iç kulağı ayıran pencereye yerleştirilen  teknolojik cihazlarıda  burada belkirtmek gerekir.

Mevsimsel Alerjik Rinit (Bahar Nezlesi, Saman Nezlesi)

Alerjik Rinit, burun mukozasının alerji yapan maddeler (Alergen) ile karşılaştıktan sonra burunda ortaya çıkan lezyonların ortaya çıkardığı sempomatik bir hastalıktır.

 Alerjik rinit yılboyu süren (perennial) ve mevsimsel olarak ortaya çıkan Bahar nezlesi veya Saman nezlesi olarak adlandırılan formlarda görülür.

Mevsimsel alerjik rinit  genellikle ilkbahar aylarında ve daha az olarakta sonbahar aylarında görülür. Çim,ağaç, yabani ot polenlerinin arttığı aylarda alerji semptomları artar, bölgelere göre de mevsim farklılıkları görülebilir.

Yıl boyu süren alerjilerde  etkenler daha çok evtozu akarları ve mantar sporları gibi ev içinde bulunan alergenlerdir.

Alerjik rinitte ister mevsimsel iter yılboyu sürsün belirti ve bulgular aynıdır:

  • Burun tıkanıklığı
  • Hapşurma
  • Burun kaşıntısı
  • Burun akıntısı
  • Gözlerde kaşıntı
  • Gözlerde sulanma
  • Göz altlarında morluk
  • Öksürük
  • Sık boğaz temizleme
  • Halsizlik  olarak belirtilebilir.

 

Alerjik rinit tanısı semptomların ve tanı testlerinin uyumuna göre konur.

 

Alerji tanı testi olarak en çok kolay uygulanan Prick (delme) testidir. Bunun yanında nazal yayma, burun provakosyon testleri, IgE ölçümleri yapılabilir.  Nazal yaymada  eozinofil oranını %20'nin üzerinde olması veya mast hücrelerinin %3 ten fazla olması alerji  lehine kabul edilir.

 

Alerjik rinit tanısı koymada klinik muayene yeterli olabilir. Gün içinde arka arkaya gelen hapşurma, burun tıkanıklığı, burun akıntısı  ve muayene bulguları bize alerji tanısı koydurabilir. Tedaviye direnç durumunda provakasyon testleri  yapılarak ayırıcı tanıya gidilmelidir.

 

Alerjisi olan çocuklarda rinosinüzite daha sık rastlanmaktadır. Diğer bir deyimle rinosinüziti olan çocukların büyük bölümünde alerji olduğu saptanmıştır.

 

Aynı şekilde alerjili çocuklarda sık olarak EKOM (Efüzyonlu Kronik Otitis Media-Orta kulakta sıvı toplanması)saptanması orta kulağın havalanmasını sağlayan östaki borusu (Kulakla burun arkasını bileştiren  oluk) nun buruna açılan ağzının etrafındaki alerjik dokuların şişmesi nedeniyle tıkanması neticesindedir. 

 

Alerjisi olan çocuklarda adenoid-vejetasyon hipertrofilerinin görülmesi normal çocuklara göre 2 kat daha fazla bulıunmuştur. Bu hipertrofilerde östaki borusunun ağzının kapanmasında ve orta kulağın havasız kalarak negatif basınç nedeniyle dokulardan sıvı çekerek orta kulakta sıvı topolanması ve işitmede 30dB e kadar bir kayıp oluşmasına neden olmaktadırlar. Bu çocukların tedavisine antialerjik ilaçların eklenmesi tedavi açısından önem kazanmaktadır.

 

Ülkemizde Alerjik rinit oranı ortalama % 20 civarında olduğu belirtilmekte ve çocuklarda ve genç erişkinlerde daha sık olduğu belirtilmektedir.

 

Burun muayenesinde  gözlemlenen bir bulguda, özellikle çocuklarda burun kaşıntısı ve burun tıkanıklığı nedeniyle el ayası ile burnun yukarı doğru kaldırılması ,buna alerjik selam deniyor, nedeniyle burun ucunun hemen üzerinde gelişen yatay çizgiye supratip çizgisi adı verilir.

 

Alerjiden korunmak için alınabilecek önlemlerin başında semptomlara neden olan alerjik maddeden(alergen) kaçınmak gelir. Bunun için alınacak tedbirler arasında klima kullanılıyorsa filtrelerinin sık olarak değiştirilmesi, polen mevsmlerinde özellikle ilkbahar başlangıcında pencere ve kapıların kapalı tutulması, kuştüyü ve yün yastık, yatak ve yorgan yerine sentetiklerin tercih edilmesi, sigaralı ortamlardan kaçınılması, ev içindeki bitki ve halıların  azaltılması olabilir. Buna karşın polenlerden ve ev içi akarlardan korunmak pek mümkün olamamaktadır.

 

Alerji tedavisinde  ana ilke öncelikle alerjiye neden olan alergenden uzak durmak olarak belirtilsede bunda pek başarılı olunamadığı görülmektedir. Bu nedenle ilaç ve aşı tedavisi ön plana çıkmaktadır.

 

Alerji tedavisinde en çok kullanılan antihistaminik ilaçlardır. Ağızdan alınan antihistaminikler burun kaşıntısı, akıntı ve hapşuruğu engellerken burun tıkanıklığına etkileri minimumda kalmaktadır.

 

Burun içine sprey şeklinde uygulanan topikal steroidler , bunun avantajı  minimal yan etki  ile yüksek doz ilacın uzun süre burun mukozasına direkt olarak uygulanabilmesidir, hem burun hemde göz semptomlarının giderilmesinde  etkilidirler.

 

Burun damlaları burun tıkanıklıklarını ortadan kaldırabilirler. Bunların uzun süre kullanımları burun  mukozası fizyolojisini bozduklarından uzun süre kullanımları burunda kabuklanma ve kötü koku ile karakterize komplikasyonlara neden olabilirler. Bu dekongestan burun damlalarının 5-7 günden uzun kullanımları tavsiye edilmemektedir.

 

Mevsimsel alerjik rinitli hastaların akut dönemlerinde ana semptom burun tıkanıklığı olarak ortaya çıktığı durumlarda topikal steroidlerle birlikte dekongestan burun damlalarının kısa süreli kullanımları hastayı rahatlatmaktadır.

 

Mevsimsel alerjik rinit tedavisinde profilaksi önemli bir yer tutmaktadır. Alerji mevsimi öncesi başlanılan anti alerjik tedavi mevsimsel alerjinin daha hafif atlatılmasını sağladığı belirtilmektedir.

Çocuklarda KBB Hastalıkları


Sık rastlanan çocuk KBB hastalıkları; Soğuk algınlığı, Boğazda Beta Hemolitik Streptokok iltihabı, Orta kulak iltihabı ve Sinüzittir. Çocuklar daha doğumdan birkaç gün sonra burun tıkanıklığı ve nefes alma zorluğu şikayetleri ile karşılaşırlar ve aileler KBB doktoru ile tanışmak zorunda kalırlar.

 

Daha sonra özellikle kreşe - anaokuluna başlama döneminde çocuklar daha önce karşılaşmadıkları farklı enfeksiyon etmenleri (flora) ile karşılaştığında  KBB uzmanlarına daha sık başvurmak zorunda kalırlar. Bu enfeksiyonlar genellikle viral enfeksiyon halinde başlayıp gerekli önlemler alınmadığında bakteriel enfeksiyona dönüşmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonu olarak adlandırılan bu enfeksiyonlar da enfeksiyon etmenleri geniz eti, bademcik, yutak ve sinüs boşluklarına yerleşerek klinik tablonun daha da ilerlemesine neden olabilmektedir. Bu enfeksiyon etmenleri ile  adenoid vejetasyon (geniz eti) olarak adlandırılan ve burun arkasında yer alan dokuda büyüme ve buna bağlı olarak burun tıkanıklığı, ağız açık uyuma, kulakta sıvı birikmesi gibi durumlarla karşılaşılabilmektedir.

 

Enfeksiyon etmenleri ilaçlarla yok edilmesine rağmen bazen geniz eti büyüklüğü devam etmekte ve burundan nefes almayı engelleyici hale gelmektedir. Eğer bu burun tıkanıklığı yıllarca devam ederse yüz şeklinde üst çene – damak yapısında bozulmalar, diş ve diş eti hastalıkları, yutak ve bademcik iltihapları, ağız kokusu  ortaya çıkmaktadır. Çocuk doktorları tarafından takip edilen anaokulu çağı çocuklarında bu şikayetler olduğunda mutlaka bir KBB uzmanın da değerlendirmesine gereklilik vardır.


Sık uygulanan çocuk KBB ameliyatları:

 

  • Bademcik küçültme ameliyatı
  • Geniz eti ameliyatı
  • Kulak tüpü ameliyatı


Geniz eti büyümesine bağlı olarak kulak boşluğunda sıvı birikimine seröz otit ya da effüzyonlu otit denilmektedir. Bazen bu sıvı birikimi enfeksiyonlu olduğunda şiddetli ağrı dirençli ateşle seyreden akut hal alabilmektedir. Seröz otit bazen kendini sınırlayarak sadece kulakta sıvı birikimi ile seyredebilir ki bu durum hafif işitme kaybından başka bir buldu vermeyerek sinsi bir şekilde seyredebilir. Zamanında dikkatli bir şekilde tedavi edilmeyip önlem alınmadığı zaman kulak zarında deliklere, kemikçiklerde erimelere sebep olabilmektedir. Orta kulaktaki sıvının 1 aydan fazla kalması kalıcı hasar riskini arttırmaya başladığı için önlem alınması gereken bir durumdur. Bu durumda geniz eti alınması ve kulak zarına lazerle çizik atılarak sıvının boşaltılması gerekirse tüp takılması ameliyatı, uzun süren ve tedaviye cevap vermeyen çocuklarda büyük bir rahatlama sağlamaktadır.

 

Bağışıklık sisteminin gelişimi açısından gerekli olan bademciklerin sık sık özellikle Beta hemolitik streptokok yada kısaca beta bakterisinden dolayı enfeksiyon kapması da çocuklarda sık görülen KBB hastalıklarından bir tanesidir. Bu tabloda  yüksek ateşle seyreden yutma güçlüğü, büyümüş bademciklere bağlı nefes alma zorluğu oluşması bazen yüksek doz antibiyotiğe ihtiyaç duyulması görülebilmektedir. Beta enfeksiyonunun iyileşmesini takiben oluşabilecek kalp, böbrek ve eklem hastalığı risklerinin bulunması hastalığın önemini arttırmaktadır. Penisilin ile yeterli sürede tedaviye rağmen sık sık tekrarlayan bademciklerin ameliyatı gerekebilir. Bademcik ameliyatı için yalnızca çok sık iltihaplanması gerekmez. Bazen bademciğin iltihapsız boyutları o kadar büyük olur ki geceleri horlama, uykuda nefes durması, yutma güçlüğüne sebep olabilir.   Bademcik ve geniz eti ameliyatı, genel anestezi altında ağız içerisinden yapılan ve genellikle çocuklarda 4-5 gün içerisinde fazla bir sıkıntı yaratmadan iyileşmeyle sonuçlanan ameliyatlardır. Son yıllarda Thermal Welding yöntemi ile ameliyat tercih edilmekte ve bu enstrüman sayesinde tamamen çıkartmaktan çok bademciğin bir kısmı alınmakta  ve ameliyat süresini kısalmakta, ameliyatta kanama ve sonrasında normal hayata dönüş çok daha hızlı olmaktadır.

Çocuklarda son yıllarda daha da sık görülen ve genelde akla gelmeyen yada önemsenmeyen alerjik durumlar da unutulmamalı ve ailede alerji varlığında ve geçmeyen öksürük, burun tıkanıklığı durumlarında akla gelmelidir. Alerjik çocukların enfeksiyon etmenlerine karşı daha hassas olduğu unutulmamalı ve alerjik bünyenin geniz etinin yanı sıra alt burun etlerini de büyüterek çocuğun yaşamını etkilediği göz önünde bulundurulmalıdır.

 

 

Sinüzit ve Cerrahi Tedavisi

Sinüzit burun çevresinde bulunan sinüs adını verdiğimiz boşlukların iltihaplanmasına verilen isimdir.  İltihapın eşlik ettiği sinüzitlere virüsler, bakteriler veya mantarlar neden olabilir.  Anca sinüzit oluşumuna eğilim yaratan hastalıklar ve durumlar da gözardı edilmemelidir. Örneğin, burun içi kıkırdak-kemik eğriliği ( septum deviasyonu),  burun eti büyümeleri ( konka hipertrofisi), orta konkanın keseleşmesi ( konka bülloza), anatomik olmayan sinüs delikleri ( aksesuar ostiumlar), alerjik hastalıklar gibi.. bunların yanında sigara kullanımı, uzun süre burun spreyleri kullanımı, çeşitlli genetik hastalıklar da sinüzite karşı hassasiyete sebep olabilir.

Sinüziti medikal tedavi planlanırlen mutlaka bu durumları da göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.

 

Endoskopik Sinüs Cerrahisi

 

Endoskopik sinüs cerrahisi, 1990’lı yıllardan itibaren yıllar içerisinde  yüksek kalitede görüntü sağlayan endoskopların gelişmesi ile bütün dünyada yaygınlaşmış olarak uygulanan bir cerrahi yöntemdir. Çeşitli açılarda olan endoskoplar sayesinde  burun dış kısmından herhangi bir kesi yapılmaksızın   burun boşluğunun içindeki dar ve karanlık bölgelere ulaşabilmekte ve gerekli müdahaleleri yapabilmekteyiz.  Genellikle bu endoskop sistemleri hd ekranlarda kayıt edilerek tekrar izlenebilmekte ve arşivlenebilmektedir.

 

Kronik sinuzitte uygulanan Endoskopik sinus cerrahisinde asıl amaç mukozaya en az travma yaparak   sinüslerin içine hava girmesini sağlamak, sinüslerin drenajını kolaylaştıracak kadar giriş kanallarını büyütmek ve bir labirent şeklinde birbirlerine açılan küçük sinüslerde odacıklar arasındaki duvarları kaldırarak havanın kolayca girebileceği ve salgıların boşalabileceği geniş ve tek bir oda yaratmaktır.

 

Endoskopik sinüs ameliyatı 30dk ile 2 saat arasında sürer ve çoğunlukla genel anestezi altında yapılır.  Endoskopik sinüs cerrahisi doktor için zor ve tecrübe gerektiren hasta içinse gayet konforlu bir ameliyattır. Hastaların çoğu ameliyat günü evine gidebilir ve 48 saat sonrasında işine başlayabilir. Dışarıdan görünür bir kesi izi yoktur, yüzde şişme veya morarma olmaz. Ameliyat sonrasında ağrı ya hiç olmaz, ya da basit ağrı kesici ilaçlar ile kontrol altına alınabilen hafif dereceli bir ağrı vardır.

 

Endoskopik Sinüs Cerrahisi Riskli Midir?

 

Her ameliyatta olduğu gibi, endoskopik sinüs cerrahisinde de bazı riskler vardır. Sinüslerin çevresinde vey akın komşuluğunda  beyin zarı ve beyin, göz, görme siniri,  gözyaşı kanalı,  beyine kan taşıyan ana atardamar gibi çok önemli ve hayati yapılar bulunur. Bu kritik yapılara yakın yapılan ameliyatlarda da doğal olarak bu yapıların zarar görebilme riski vardır. Ciddi sonuçlar doğurabilecek riskleri nedeniyle, endoskopik sinüs cerrahisi uygulayan hekimlerin özel bir eğitim almaları ve bu ameliyatlar konusunda deneyimli olmaları çok önemlidir. Uygulanan cerrahi yöntemler sırasında cerrahların bağlı kaldığı en önemli prensip dokuya saygı ve hayati öneme sahip yapılara yaklaşıldığında dikkatli olmak ve tabiki zarar vermemektir.

 

Oldukça nadir görülmekle birlikte, endoskopik sinüs cerrahisi uygulanacak hastaların bilmesi gereken riskler ve ameliyat sonrasında görülebilecek sorunlar: burun kanaması, enfeksiyon, göz çevresinde şişlik ve morarma, göz içine kanama, çift görme, görme kaybı, gözyaşı kanalı tıkanıklığı, beyin zarı hasarı, beyin-omurilik sııvısı kaçağı, kafa içi kanamadır.

 

ESC de bazı özel durumlarda ameliyatın zorluk derecesi artmakta ve başarısızlık veya komplikasyon ihtimalini artırmaktadır. Bu özel durumlar;

  • Ameliyat sırasında dokularda aşırı kanama olması
  • İleri derecede iltihap olması
  • Yaygın polipler
  • Hipertansiyon
  • Pıhtılaşma bozuklukları (Kanama diatezleri) / Aspirin kullanımı
  • Cerrahi travma
  • Anatominin önceki ameliyat / travma nedeni ile değişmiş olması
  • Özellikle damarsal içeriği fazla olan tümörlerin ameliyatları
  • Anatomik değişiklikler (varyasyonlar)
  • Arka etmoid, sfenoid, frontal sinüslere yönelik ameliyatlar olarak sayılabilir

 

Kronik sinüzit ve nazal polipde uygulanan  endoskopik sinüs cerrahisinden sonra tekrarlayabilir mi?

Evet, bu olasılık her zaman vardır. Sinüzit ameliyatlarında hastalık bulunan organ çıkartılmamakta, normal görevine döndürülmeye çalışılmaktadır. Dış ortama ve mikroplara açık bir ortam olan burun ve sinüsler, ameliyatlardan sonra tekrar hastalanabilir.

 

Endoskopik sinüs cerrahisi, başta kronik sinüzit ve nazal polipte uygulanır fakat aşağıdaki durumlarda da uygulanabilir…

  • Burun kanamalarının durdurulmasında
  • Gözyaşı kanalı tıkanıklıklarında
  • Görme sinirinin sıkışma ve yaralanmalarında [optik dekompresyon]
  • Septum kıkırdak eğriliklerinin düzeltilmesinde
  • Alt burun etine yönelik cerrahilerde
  • Burun ve sinus tümörlerinin tedavisinde
  • Nadiren kapalı rinoplastilerde
  • Beyin omurilik sıvısının burun ve sinüslere kaçağının tedavisinde
  • Hipofiz tümörlerinin cerrahisinde
  • Hipertirodiye bağlı göz itilmesinin (tiroid oftalmopatisi)

                                                                            

Baş Dönmesi (Vertigo) Nedir?

Vertigo (baş dönmesi) kişinin hayat kalitesini bozan bir şikayettir. Günümüzde artan çalışma temposunda kişileri aktif bir yaşamdan geri bırakmaktadır. Dengemizi sağlayan sistem iç kulaktaki yarım daire kanalları ile beraber başlar denge siniri ve beyindeki denge merkezi ile devam eder ve sonlanır. Kulak; dış, orta ve iç kulak denen üç kısımdan oluşur. Dengemizi sağlayan sistem iç kulaktaki yarım daire kanalları ve bu kanalların içindeki iç kulak sıvısı, titrek tüyler ve denge cisimcikleri denen yapılardan oluşur. Başımızın ve gövdemizin hareketleri ile iç kulaktaki sıvıdan oluşan hareket, titrek tüyleri hareketlendirir. Denge cisimcikleri bu hareketlerden oluşan mesajı denge sinirine iletir. Denge siniri ile bu edinilen hareket bilgisi beyindeki ana kumanda merkezine gider. Merkez, gelen bilgi ve haber doğrultusunda başımızın ve gövdemizin hareketlerinden haberdar olur ve dengemizi sağlar, işte bu sistemde oluşan aksamalarda “vertigo” denen baş dönmesi şikayeti ortaya çıkar.

Neden Baş Dönmesi (Vertigo) Olur?

Vertigo yalnızca KBB branşının değil Nöroloji, Dahiliye, Psikiyatri bazen Göz Hastalıkları branşının da ilgi alanına girer. Tansiyon düşüklüğü, kansızlık, stres, görme bozuklukları, damar tıkanıklıklarında da Vertigo sık görülür. Bu nedenle Vertigosu olan bir hasta sadece KBB yönünden değil diğer sistemler yönünden de değerlendirilmeli, gerekli muayene ve testler yapılmalıdır.

KBB bölümünün ilgi alanına giren vertigoda, iç kulaktaki sıvıda hacim değişiklikleri ve kristal adı da verilen denge cisimciklerinin yerlerinden oynaması başlıca iki ana sebeptir.

İç kulak çıkışında denge siniri üzerinde oluşan birtakım patolojiler de iç kulak kaynaklı vertigonun sebebi olabilir.

Vertigo Teşhisi Nasıl Konulur?

Vertigo ile gelen hastaya ayrıntılı bir KBB muayenesi yapılmalı işitme testi uygulanmalı ve gereken durumlarda iç kulak ve beyin MR’ı çekilmelidir.

Vertigo Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavide hasta müşahade altına alınıp dengeyi düzeltmeye yarayan ilaçlar serum ile verilmeli istirahat etmesi tavsiye edilmeli ve kristalleri yuvalarına oturtan baş hareketleri (manevralar) yapılmalıdır.

Vertigoda Manevra Tekniği Nasıl Uygulanır?

Manevralarda hasta oturur pozisyonda yatağa alınır ve başına pozisyon verilerek geriye yatırılıp 20 saniye kadar tutulur. Aynı işlem baş ters yöne çevrilerek tekrarlanır. Hasta bu pozisyonlar sonucunda rahatlama imkanına kavuşabilir. Vertigoyu rahatlatan haplar verilir. Hasta takibe alınır. Gerekirse manevra bir müddet sonra tekrarlanabilir. Hastaya muhakkak ev istirahati ve stresten uzak bir yaşam tavsiye edilir.